|
||
RÖPORTAJ: Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbellinin can alıcı açıklamaları. | ||
Röportaj Haberi | ||
Kısaca Eğitim-İş’i nasıl tarif edersiniz? Eğitim iş kolunun % 42’si örgütlü, % 52’nin karşılığı olan üniversitelerimizle birlikte 400 bin arkadaşımızda örgütlü değiller. Biz bunların sözcüsü olarak Eğitim-İş’i 17 Ekim 2005’te kurduk kurduktan sonra örgütsüz olan arkadaşların % 25’inin Eğitim-İş’e ilgi duyarak üye olduğunu hatta yönetici olarak yer aldığını gördük. Eğitim-İş’in diğer sendikalardan farkı “Önce Türkiye sonra sendika” söylemiyle yola çıktık. Yani laik demokratik Cumhuriyetimizin temel niteliklerinden yana, Cumhuriyetin kazanımlarından yana, Cumhuriyetten rövanş almak isteyenlere karşı mücadele vererek bu günlere geldik. Geldiğimiz noktada da 63 ilde 140 ilçede örgütlü olup 17 bin 300 üyemiz var. 2005 yılında ne gibi ihtiyaçlar hissettiniz ki bu sendikayı kurdunuz?
Neden doğdu Eğitim-İş? Eğitim adına bir ihtiyaçtan ve Atatürk ilke ve devrimlerinin tahribat yoluna gidildiği bir dönemde Eğitim-İş elinden geleni yapmak üzere doğdu. Atatürk ilke ve devrimlerinin yanında yer alıyor. Karşısında olanlara, gericilere, bölücülere karşıda mücadelesini veriyor. Eğitim-İş, AKP iktidarı dönemimde kuruldu. Sizce eğitimde kaygı verici noktalar nelerdir? Eğitim-İş herhangi bir siyasi partiye bağlı yada karşı veya yanında olarak kurulmadı. AKP’nin baskıcı döneminde kuruldu. Kurulduktan sonra AKP iktidarına ve Milli Eğitim bakanımıza Eğitim-İş olarak şunu söyledik, “Sayın bakan laik eğitimle oynamayın. Laikliğin içini boşaltmayın” dedik. Onlar öyle yapmıyoruz dediler ama kamuoyu biliyor ki AKP zihniyeti tarikatlar, cemaatler ve belediyeler hatta milli eğitim bakanı aracılığıyla laik eğitimin içini boşaltarak dini kuralları, motifleri öne çıkararak, ders kitaplarıyla oynayarak, okullardaki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmenlerini yönetici yaparak, hiç hukuk tanımadan, Danıştay’ın iptal etmesine rağmen, hukuka uymadan, hatta hatta bazı okullara mescit açtırarak, türbanlı öğretmenleri derse sokarak bunu yaptılar. Üstelik Valinin, Milli Eğitim Müdürünün ve kaymakamların bilgisi dahilinde yaptılar.
Kaymakam ve valilere şunu söyledik; “Siz AKP’nin Valisi, Kaymakamı, Milli eğitim müdürü değilsiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nin valisi, kaymakamı, milli eğitim müdürüsünüz, hukuk bir gün sizede lazım olur” dedik. Bazı valiler hukuka uyarak gereğini yaptılar. Bazıları ise “günümüzü gün edelim, bizi merkeze almasınlar, kaymakamsak vali olalım” dediler. Ama şunu bilemediler. 85 yıllık Cumhuriyet nice zor koşullarda kurulmuştur. İktidarlar gelir geçer ama Cumhuriyetimizin ilelebet yaşaması çocuklarımız, torunlarımız için çok önemlidir. Ayrıldığınız sendikadan siyaseten ayrıldınız ama Kocaeli temsilcilik açılışını DSP İl Başkanı Hasan Ertuğ’a yaptırdınız. Bu bir çelişki değil mi? Hani siyasi partilerden bağımsız olacaktınız? Siyasi partiler, sendikalar yasayla kurulmuşlardır. Bu nedenle AKP’li biri gelseydi onu da buyur edebilirdik. Bir ayrım yapmayız. DTP’li biri gelseydi buyur edecek misiniz? Biz şunu diyoruz. Partilerle ilişkilerimiz olur. Ülkenin sorunlarını görüşürüz, çalışanlarımızın sorunlarını tartışırız. Hangi parti olursa olsun Eğitim-İş’in işlerine karıştırmayız, biz de hiçbir partinin işlerine karışmayız. DSP, MHP, AKP, CHP yasayla kurulan partilerdir. O nedenle ülkenin sorunlarını oturur konuşuruz. Ama kesinlikle organik bir bağımız olmaz. Diğer 3 sendika daha var. Eğitim-Bir-Sen denildiği zaman AKP’yi çağrıştırıyor. Türk Eğitim-Sen denildiği zaman MHP’yi çağrıştırıyor. Ayrıldığımız Eğitim-Sen denildiği zaman DTP’yi çağrıştırıyor. Hukuk büronuzun ne gibi çalışmaları ve kazanımları var? 13 Nisan 2007’de Yönetmelik çıkarıldı. Yönetmelikte kıdem ve sınav kazanmış olmak gibi kriterler yoktu. Liyakat yok, kariyer yok, ben yaptım oldu mantığıyla Valiliklere gönderildi. Hemen o gün 13 Nisan’da hukuk büromuz devreye girdi. Danıştay’a dava açtık. Gönderilen Yönetmeliğe göre AKP il başkanları, ilçe başkanları, milli eğitim müdürlerine, kaymakamlara, okul müdürlerine dahi bilgi vermeden 2 günde ağırlıklı olarak Eğitim-Bir-Sen’liler olmak kaydıyla 15 bin kişiyi atadılar.
% 80’i Eğitim-Bir-Sen üyesi, % 15’i Türk Eğitim-Sen üyesi, % 5’i de Eğitim-Sen ve Eğitim-İş üyesi. Onlarda istedikleri yerler olmadığı için atandı. Gördük ki tamamen Eğitim-Bir-Sen sendikasıyla milli eğitim oturuyor ve örgütlüyor. 9 Mayıs’ta Eğitim-İş’in açtığı dava kazanıldı. Durdurma kararı alındı. Daha sonrada iptal kararı verildi. İptal kararından sonra Milli Eğitim Bakanı’na çağrı yaptık. Dedik ki; “Sayın Bakanım yapılan yanlış hukuktan döndü. Yanlış olduğu görüldü. Adam gibi bir Yönetmelik çıkarın. Taraf tutmadan iş kolundaki sendikalarla bir araya gelelim. Sonuçta 17 milyon öğrencide bizim, 700 bin öğretmende bizim” dedik ama dinletemedik. Sayın Bakan tekrar hukuka karşı yada hukuku bir yerden delme adına valiliklere yazı yazdı ve “Siz gereğini yapın” dedi. Bu söz şu anlama geliyor, “Bunları iptal edin fakat vekil olarak yerlerinde kalsınlar” Bazı illerde de arkadaşlar çapraz olarak yerlerinde kaldı. Bunun üzerine valiler ve Bakan için suç duyurusunda bulunduk. Valilere kömür dağıtma talimatı verildi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Açık Lise sınavları ile ilgili bir dava açmıştınız. Akıbeti ne oldu? Açık Lise sınavları için açtığımız dava neticesinde Danıştay’ın “Türbanla girilemez” diye kararı var. Yazın açık lise sınavlarına normal, çağdaş kıyafetlerle giriliyor. Ama 17 Ocak’ta ki toplantıda Milli Eğitim Bakanı valilere “Kesinlikle çocukların giysilerine karışmayacaksınız, herkes serbestçe girecek” dedi. 26-27 Ocak’ta bütün Türkiye’de bırakın başörtüsünü kara çarşafla, peçeyle, takkeyle, şalvarla sınavlara girildi. Bunu bakan valilere söylüyor ama oradaki valide demiyor ki, “Ne demek hukuka uymayın, bana uyun” Bunu biz basın yoluyla duyurduk, Başbakan’da Milli Eğitim Bakanı da yalanlayamadı. Üniversiteler deki gerginliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Merkezi yerlerde ki çok değerli okulların satılması fikrine ne diyorsunuz? 12 Eylül süreci sonrası Özal hükümeti ve ondan sonraki hükümetler sorumlular. Sadece AKP’ye yüklememek lazım. O zaman Özal devletin kurumları zarar ediyor demişti. Ne yapalım, “halkın gözünde kitleri düşürelim, zarar ediyor diyelim, daha sonra haklı olalım ve satalım” dediler. Özal zamanında başladı, Sümerbank satılırken diğer işçiler sahip çıkmadı. Bir baktık ki sonrasında hiçbir şey kalmamış. Bırakın o satılan yerlerin yanında olmayı işçilerin iş güvencesini dahi sağlayamadık. İşçi sendikaları 10-15 yıl içinde yok oldu. AKP’de çıkarılmış yasalar üzerinden devam etti. Köprüleri, hazine arazilerini kurumları satayım dediler. Bir de söz verdiği kesimler var, tarikat, ticaret, siyaset ayağı var. Tarikatlara da söz verilmiş ama verecek bir şey de kalmadı. Cumhuriyet dönemi ile birlikte şehir merkezlerinde kurulmuş olan tarihi eser dediğimiz okullarımız var. Burada ne işi var bu okulun arsa fiyatına iktidarın yakınlarına ihale açalım, buraları onlara verelim, varoşlar da kenar mahalleler de bunun yerine 3-4 tane okul kuralım anlayışındalar. Buradaki amaç kendi yandaşlarına devletin kıymetli değerlerini satmak, bitirmek. Ondan sonra neyi satacaklar düşünmek gerekiyor. Son olarak ne gibi mesajlar vermek istiyorsunuz?
Sayın Genel Başkan bu röportaj için çok teşekkür ediyorum. Verdiğiniz fırsat için ben teşekkür eder, başarılar dilerim. |
||
|
||
Etiketler: RÖPORTAJ:, Eğitim-İş, Genel, Başkanı, Yüksel, Adıbellinin, can, alıcı, açıklamaları., |
|
Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.